Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Korsanfan.Com - One Piece Türkiye
Uyarıyı kapat
Sayın ziyaretçi, Korsan Fan'a hoş geldiniz. Forumumuzdaki konulara yorum yazmak, muhabbetlere katılmak ve forumumuza paylaşımlarınızla katkıda bulunmak için "Şimdi üye ol!" butonuna tıklayarak kayıt olunuz. Üyelik ile ilgili sorusu olan, şifresini unutan üyelerimiz "Facebook" sayfamızdan bizlere ulaşabilirsiniz.

Roronoa Zoro Analiz

'Karakter Analiz' forumunda ch3rl0b11n tarafından 24 Kas 2012 tarihinde açılan konu

?

Zoro adam mıdır?

  1. Adamdır

    82.2%
  2. Adam değildir

    9.2%
  3. Nötr

    8.6%
  1. ch3rl0b11n (Im)
    Mesaj Sayısı 6,599
    Üyelik Tarihi23 Nis 2012
    Merhabalar Korsanfan ahalisi. Yine, yepyeni ve heyecan dolu bir incelemeyle karşınızdayım!
    Heyecan dolu diyorum, zira inceleyeceğim adam, herkesçe çok sevilen, saygı duyulan ve adamın dibi diye nitelendirilen biri; Roronoa Zoro!
    Bu adamı incelemeye hacet var mı? Yoktur vesselam, her şeyi ortada bir delikanlıdır. Yiğitliği, mertliği herkesçe bilinen, saygı duyulan biridir.
    Neme lazım, bu adamı yanlış tanıyan, tam anlayamadığı için sevmeyen vardır. Bu yazı da bu amaca hizmet edecek inşallah.
    Forumun adeta One Piece'ten soğuduğu, istenmeyen muhabbetlerin döndüğü bu günlerde umarım bu yazı ortamı biraz şenlendirir de o sıkıntılı süreci unutup One Piece tartışmanın keyfine varabiliriz.

    Zoro'yu anlamaya, duygularına, mücadelesi ve hayaline ortak olmaya vesile olacaktır inşallah bu yazı.
    RedTeror'e verdiğim sözü de yerine getirmiş olmanın verdiği mutlulukla başlıyorum yazmaya.


    Roronoa Zoro

    [​IMG]

    Adını ilk kez East Blue macerasının başlarında duyduk. Ancak öyle bir duyduk ki, onu daha önceden tanımayanlarımız belki de tırsmıştır.
    Zira Oda, onu bir şeytan olarak niteliyordu. Kana susamış bir katil ve tüm East Blue'nun koktuğu bir kılıç ustası.
    Coby bahsediyordu ondan. O bir şeytandır, diyordu. Tanımadan, sadece dedikodusu duyduğu herkes hakkında böyle şeyleri herkes söyleyebilirdi elbet.
    Peki bu adam, neden şeytan olarak anılıyordu ki? Koca bir okyanusa nasıl yayılmış bu ünü?
    O okyanusun en büyük korsanları bile onun adından çekiniyorlardı. Kendisi açıklayana kadar aklımıza türlü türlü şeyler gelmiştir elbet. Kim bilir kaç kaptanın başını aldı, kaç tayfayı kesti biçti falan filan. Şeytanın öz oğlu gibi betimleniyordu Zoro.
    Kendisi açıkladığında ise, kendi adıma konuşuyorum, fena güldüm. Okyanusa adamın birini aramaya çıkmış, bulamamış. Sonra da eve dönüş yolunu kaybetmiş, aç biilaç denizlerde sürüklenmiş. Eh zavallım ne yapsın, karnını doyurmak için en makul yolu seçmiş elbet; ödül avcılığı!
    Okyanuslarda, hele ki böyle bir korsan çağında, para kazanmanın en kolay yoludur ödül avcılığı. O da öyle yapmış işte. Böylece, hiç istemeden ünü yayılmış okyanuslara. Sadece East Blue'ya yayıldığını sanmayın ha, neredeyse bütün okyanuslara gitmiş adı. Grand Line'a bile. Zira oraların büyük örgütlerinden biri olan Baroque Works bile ona iş teklif etmiş.
    Denizcilerin hemen hepsi onu tanıyor ve çoğu kez kaptan Luffy'den önce onun adı zikrediliyordu. E bu da az bir şey değildi. Ünü kaptanını aşan kaç kişi var ki bu dünyada?
    Neyse ki son zamanlarda Kaptan Luffy, olması gereken yeri kaptı da en ünlüsü, en güçlüsü o oldu yine.
    Başlangıç olarak Zoro'yu şöyle tanıdık. Daha yüzünü görmeden nelerini duyduk adamın.

    Şimdi... Zoro'nun bütün macerasını özetleyecek değilim. Vaktim de, sayfalar da yetmez kelli. Ben sadece, onun muhteşem sahnelerini değerlendirip karakterini analiz edeceğim.
    Bu yüzden sahneleri sırayla alıyorum. Olur ki yazı bittiğinde unuttuğum sahneler olursa, beni derhal uyarasınız yurttaşlar.



    İlk görünümü gözleriyle oldu. Karanlık bir aura içinden bakan şeytani gözler. Sonra da sefil halde direğe bağlandığını fark ettik. Onu bu hale düşüren neydi? Bu sebep, elbette ki ayrıca incelenecek bir olay.
    Şimdi işin içine gizem katmayalım da adam gibi yazalım şunu.
    Daha o sahnelerde küçük bir kızın, sevgi dolu bakışlarıyla Zoro'ya yiyecek bir şeyler getirdiğini gördüğümüzde, içimiz kıpırdanmıştı. Bu adam kötü değil yahu diyorduk içimizden. Sonraları ortaya çıktı tabi ki gerçekler. Luffy küçük kıza sorunca, her şeyi anlatıverdi küçük kız.
    Olaya bakın olaya! Zoro bir handa yemek yiyor. Yemeğini yerken, o şehrin atarlı Denizci komutanının giderli oğlu, yanında korumalarıyla, kurduyla geliyor ve rahatsız ediyor milleti. Kah küçük kıza sataşıyor, kah etrafı dağıtıyor, kah babasının gücünden dem vuruyor.
    Bu sahneler size de tanıdık gelmedi mi yahu? Bildiğin Türk Filmi işte! Helmeppo kötü ve şımarık çocuk, Zoro ise ya Tarkan ya da Kara Murat! Delikanlılığını gösterip ortaya atılışı da o meşhur sahneler gibiydi; Rahat bıkın gızı!.. Beheyt be!
    Tabi bunu duyanlar, yine o Türk filmlerinde olduğu gibi başta alay ettiler. Tabi ki zavallılar Zoro'nun gücünü ve cesaretini bilmiyordu. Kılıcı çektiği gibi kurdu ikiye böldü ve Helmeppo denen tekersiz dingili apıştırıp bıraktı. Bu durumda onun gibi kansızların yapabileceği tek şeyi yaptı zaten Bizans soyu!
    Küçük kızı esir aldı ve ailesini tehdit etti. Teslim olmazsa, bütün aileye kötü şeyler yaptıracağını söyledi.
    Adamın dibi Zoro da hemen kılıçlarını bıraktı ve aile için canını ortaya koydu. Bunu kim yapabilirdi ki?
    Hayali için denize açılmış biri, başka bir sebepten canını tehlikeye atıyor. Demek ki hararetle arzulasa da hayali, birinci önceliğe sahip değil. Bir anlaşma yapıyor o kıtıpyözle. Anlaşmaya göre, 1 ay aç susuz direkte bağlı kalıp da ölmezse, serbest bırakılacak ve küçük kızla ailesine de dokunulmayacaktı.
    Öyle bir veledin anlaşmaya uymayacağını elbette ki biliyorduk. Zoro, saf ve iyi niyetli olduğundan bilmiyordu elbet. Yine de buradaki halini bir inceleyelim biraz.
    Bre bu ne hırstır, bu ne azimdir, bu ne dirayettir yahu!? Bir ay boyunca aç susuz yaşamaya razı gelmiş, hem de ne uğruna. Böyle bir yaşama inadı görmedim ben. Burada ölemem, burada ölemem, deyip duruyor. Bu ne inattır, bu ne yaşama arzusudur Zoro?
    Bu da gösteriyordu ki bu Zoro basit adam değildi. İyi yüreği onu hayalinden bile edebiliyordu, inadı ve azmi onun nelere karşı koymasına sebep oluyordu.
    [​IMG]


    Luffy'yi kaptanlığa kabul ettiği anda bile nasıl doğal bir karizmaya sahip olduğunu görebiliyorduk. Doğrudan kabul ettim demiyordu. Luffy ise, onu deniyordu. Bu ikisinin arasındaki dostluk, güven bağları, anlaşma yeteneği çok az çiftte bulunur. Zira daha en başta bile Zoro, kılıcıyla hamle yaparak ona "kaptan" diyor ve böylece tayfa oluyorlar. Yine Morgan'ın Luffy'e arkadan vuracağı sahnede Luffy'nin hiç kıpırdamadan önündekilerle ilgilenmesi, hem bir deneme hem de yeni başlayacak olan sonsuz güvenin işaretiydi.
    Zoro'nun, eğer onu kaptanı olarak kabul ediyorsa, araya atılıp onu kurtaracağını biliyordu ki böyle bir sınav yaptı. Salak malak bu çocuk diyoruz da, bazen hepimizden daha akıllıca işler yapıyor.

    Şu başlangıç arkını geçelim hele.
    Gelelim Buggy ile dövüştükleri yerlere.

    Şu Zoro'nun en önemli özelliklerinden biri, sürekli olarak dövüşlerine bir dezavantaj ile başlamasıdır.
    Acaba Oda, bu adamın gerçek gücünü mü kısıtlıyordu aklınca? Yoksa bilmediğimiz başka bir olay mı var? Benim pek fikrim yok.
    Buggy ile dövüşürken, rakibin anti kesilme meyvesi, Cabaji ile dövüşürken yaralanmış olması, BW ile dövüşürken sayı üstünlüğü, Skypiea'da bilgi eksikliği, Enies Lobby'de teknik eksikliği, Thriller Bark'ta rakibin zombi oluşu, Sabaody'de amiral ve logia rakip, Arabasta'da çelik rakip ve saire.
    Hemen her dövüşünde bir handikapı vardı Zoro'nun. Buna rağmen azimle ilerliyordu dövüşlerinde ve kazanabileceklerini her zaman kazanıyordu. Zira bir sözü vardı.

    Söz olayına gelelim. Zoro'nun çocukluğu.

    Daha çocukken bile nasıl biri olacağı belliydi Zoro'nun. Köy köy dolaşıp dojolarda millete meydan okuyup yendiklerinden tabela alıyormuş. Klasik savaşçı ruhu işte. İşi gücü, ailesi akrabası yokmuş gibi, avare avare dolaşıp duran bir köprü altı çocuğu gibiydi.
    Ancak son denk geldiği dojo biraz zorluydu. Zira orada aynen onun gibi, mangal yürekli biri daha vardı. O rakibin kız olması da ayrı bir olaydı zaten. Dövüşün sonucu Zoro'nun mağlubiyeti.
    Mağlubiyet icabı da artık o dojoda eğitim görecekti. İşte o zamandan başladı her şey. Onu sürekli yenen kader kurbanı Kuina'yı geçebilmek için var olan azmini, hırsını ikiye hatta üçe katladı Zoro. Durmadan çalıştı, çabaladı. Duvarları yumrukladı, taşları parçaladı. Çalıştı da çalıştı. Yine de yenemedi Kuina'yı. Onu bu yola iten, bu kadar hırs ve azim dolu yapan, böylesine çalışkan ve yılmaz bir kılıç ustası yapan, elbette ki Kuina'dır. Onun muhteşem rakipliği ve ateşleyiciliğidir.
    Hele ki Zoro gibi karakteri sert ve ateşli olanlar, yenilmekten nefret eder ve sürekli galibiyet için durmadan çalışırlar.
    Bunun için de Kuina'dan has biri olamazdı elbet. Zoro'yu her yendiğinde aşağılıyor, beceriksiz diyor ve bunun akabinde de Zoro, daha fazla çalışıyordu. Kim bilir, belki de isteyerek yapıyordu bunu Kuina.
    Neden oldu bilmiyoruz da, Zoro’yu bize kazandırdığı kesin.
    [​IMG]


    Buggy arkında, yine Zoro ve Luffy, dostlukları ve birbirlerine bağlılıklarıyla Nami’nin adeta dudağını uçuklatıyorlardı. O yaralı haliyle Luffy’yi, içinde bulunduğu kafesle beraber taşıyıp kurtarmaya çalışıyordu Zoro. Kaptan demişti Luffy’e, söz vermişti, dostu bellemişti bir kere. Asla ama asla yarı yolda bırakmazdı. Karakteri buydu Zoro’nun. Böyle bir dost herkese nasip olmaz ağalar.

    Usopp’un köyünde pek kayda değer şeyler olmamıştı aslında, Zoro için. Yaptıkları ona göre sıradan işlerdi.

    Gelelim Baratie’ye…
    Bu arkta, hepimizin bildiği üzere Zoro, nihai rakibiyle karşılaşıyordu. Ne büyük şanstı onun için. Belki safça onu hemen yenebileceğini düşünüyordu ancak şansı başka bir yerdeydi. Nihai hedefini tanımış olacaktı, o hedefi ona saygı duyacaktı, onu bekleyeceğini söyleyecekti.

    Bu arktaki Zoro’yu iyi incelemek lazım gelir. Burada birçok cevherini ortaya dökmüştür Zoro. Öncelikle azmi, hırsı, hayallerine bağlılığı ve yeteneğiyle Sanji’nin ağzını açık bırakıyordu. Mihawk lafını duyar duymaz atılıyordu öne, öleceğine bile bile ona meydan okuyordu belki. Bu duruma tepki olarak Sanji de, Zoro söz konusu olunca çok basit şeyler söylüyordu. “Çok basit! Hayallerinden vazgeç! Hayatından daha mı önemli!?”
    Zoro’dan bahsediyoruz ey Sanji, hiç hayallerinden vazgeçer mi? Hayatını ortaya koymuş bir kere, ölsem de umurumda değil, ben bu yola baş koydum, demiş.
    Sanji’nin ağzı açık kalıyor ve tayfaya katılma konusundaki şüpheleri biraz daha gidiyordu aslında. Belki de Zoro’nun bu inatçı tutumu Sanji gibi bir devi bu güzide tayfaya kazandırmıştır, kim bilir.
    Gelelim Mihawk’la dövüşüne. Önce ona meydan okuyuşu. Öyle güzel, öyle saygı dolu, öyle cesurca bir meydan okuma ki, aklıma hemen orta çağın yiğit şövalyeleri geliyor.
    “Hiç böyle zarif bir yetenek görmemiştim” Başlangıcı ayrı bir şahane. Söze böylece girip, düelloya davet ediyor dünyanın bir numarasını.
    [​IMG]


    Bu düello çok önemlidir. Önemlidir çünkü Zoro’nun hayatında adeta bir dönüm noktasıdır. Çok vahim kararlar aldığı, çok ciddi dersler aldığı birkaç dakikadır.
    Dövüş başladığında Mihawk, alay edercesine boynuna astlığı meyve bıçağını çıkarıp düelloyu kabul ediyordu. Duruma kızan Zoro’ya ise adeta tokat gibi bir cevap veriyordu; “Ben, tavşanları avlamak için her şeyini kullanan aptallara benzemem!” İnsafsızlık değil Mihawk’ın söyledikleri aslında, Zoro için bir ders, bir hırs sebebidir. Düello mükemmeldir. Zoro’nun muhteşem hareketlerini, o küçücük bıçağıyla durdurarak daha da muhteşem şeyler yapar Mihawk. Sonunda Zoro’nun kalbine saplayıverir bıçağı. Bu noktada Mihawk’ı bile şaşırtan bir hareket yapar Zoro. Geri çekilmez! Bıçak kalbine saplı, öylece durmaktadır. Bizden önce Mihawk sorar; neden geri çekilmedin? Zoro’nun cevabı ise muhteşem! “Geri çekilsem, o verilmiş bütün sözlere, o hayallere ihanet etmiş olurdum. Çekilemem!” Gözlerim dolmuştu bu sahnede. Ah be Zoro, her zaman can damarından vuruyorsun insanı! Bu nasıl bir arzudur, nasıl bir bağlılıktır, nasıl bir yiğitliktir. Yazarken bile ellerim titriyor. Böyle bir insan milyarda bir bulunur ağalar.
    Bu anlarda, tıpkı bizim gibi Mihawk da etkilenmişti. İsmini sordu ona. Sonra da herkese nasip olmayacak bir şey yaptı ve büyük kılıcını çekip, seni bununla öldüreceğim, dedi.
    Zoro’nun son hareketi de kar etmedi ve kılıçları cam gibi kırılıp yerlere saçıldı. Sağlam kalan tek kılıç ise, Kuina’dan yadigâr Wado İchimonji idi. O kılıç öyle boş bir kılıç değildi elbet.
    Mihawk kara kılıcını kaldırıp son darbeyi indirmeden, Zoro yine karizmatik bir hareketle çıktı karşımıza. Kollarını iki yana açtı ve ölümü kucakladı adeta. “Sırttan alınan yara, kılıç ustasının utancıdır” Samuray ahlakı kokan bir cümle! Saygı duyulacak cinsten. Öyle ki Mihawk da saygı duyuyor ve bu sözü beğendiğini söyleyerek Zoro’ya çok derin bir yara açıyor. Ve ona, o umut dolu sözlerini haykırıyor; “Benim adım Juraquille Mihawk! Gerçek benliğini, gerçek dünyayı bul ve güçlü ol! Ne kadar sürerse sürsün, seni en güçlü halimle bekliyor olacağım! Bu kılıcın üstesinden gel, beni geç, Roronoa Zoro!” Zoro için bundan daha şahane bir şey olabilir miydi? En büyük hedefi, nihai rakibi ona saygı duymuş ve ölümün kıyısında randevu vermişti. Ve o yaralı haliyle, ölümün eşiğinden, kaptanına sesleniyordu Zoro; “Bir daha asla kaybetmeyeceğim! Bir sorunun var mı, Korsanlar Kralı!?” İşte yine o bağlılık, o sadakat ve azmin bir araya geldiği an. Mihawk, yıllardır böylesine arzulu insanlar görmediğini söyleyip mekândan hayranlık içinde ayrılıyordu. Elbette ki biz de aynı durumdaydık.

    [​IMG]


    Gelelim Arlong Park bölümlerine.
    Yara bere içinde yakalanmış olmasına rağmen, istifini bile bozmadan bekliyordu o kadar düşmanın arasında. Burada ilk bakmamız gereken şey, Nami’nin yaptığı ve Zoro’nun karşılığıdır. Nami, Arlong Korsanlarından olduğunu söylüyor ve Zoro’yu ya da diğerlerini umursamadığından bahsediyordu. Zoro ise burada mükemmel bir hareket yaparak adeta Nami’nin gerçek yüzünü zorla ortaya çıkarıyordu. Böyle bir güven öyle hemen peyda olmaz insanda. Zoro, bir bakıştan bile anlayabiliyordu ki her şeyi, o anda o hareketi yaptı ve elleri bağlı halde kendini suya attı, Nami’nin gözleri önünde. Nami’nin gelip onu kurtaracağını biliyordu elbet, yine de denemek istedi. Peki ya Nami atlamasaydı? Zoro’nun işi yaştı, orası kesin.
    Bu hareketiyle Zoro, insanları tanıyabildiğini gösterdi bize.
    Bu noktada Zoro’nun ününün ne derce olduğunu da görmüş oluyorduk. Korsan Avcısı Roronoa Zoro’nun şehirde görüldüğünü duyan Arlong gibi bir korsan bile endişeleniyordu. Zoro, başım için gelmiş diyordu. Her ne kadar korkmasa da, küçük görmüyordu Zoro’yu ve ciddiye alıyordu.
    Hachi ile olan dövüşünde de, o yaralara rağmen hala iyi dövüşebildiğini gösteriyordu. Bu dövüşte Hachi’ye söylediği bir şey manidardır; “Beni dinle ahtapot! Yeniden buluşmam gereken biri var ve o gün gelene kadar ölümün kendisi bile canımı alamaz!” İşte klasik Zoro. Burada kastettiği kişi elbette ki Mihawk! Daha bir gün önce aldığı dersi uyguluyor ve verdiği sözü yerine getiriyordu Zoro. Pes etmeyecekti, bir daha mağlup olmayacaktı. Olmuyordu da. Bu sözlerle hırsının ne kadar arttığını, azminin ne derece yükseldiğini, yeteneğinin ne denli ortaya çıktığını kanıtlamış oluyordu.
    Ayrıca kılıçları ve onları kullanışı ile ilgili söyledikleri de unutulmayacak şeylerdi. Dövüşü kazanacağından emin bir şekilde Hachi’ye kılıçları üzerinden ders veriyordu bir bakıma; “Benim kılıçlarım, seninkilerden daha ağır” Bunu anlamayan Hachi kılıçlarının kilosundan bahsededursun, biz Zoro’nun ne demek istediğini zaten anlamıştık. Manevi bir ağırlıktan ve kılıcı taşıyanın yeteneklerinden bahsediyordu elbette. Kılıçta olduğu kadar sözde de usta olduğunu gösteriyordu Zoro.
    Hachi’yi yendikten sonra, o yaralara aldırmadan Arlong gibi bir adama karşı koyabiliyordu. Dövüş çabuk bitse de, Zoro adına bu bir mağlubiyet sayılmazdı. Oda, Zoro’nun gücünü sürekli üstün tutar ki bu durumda Arlong ile ciddi bir dövüş içine girseydi Luffy’nin rolü kalmayacaktı. Bu yüzden Zoro’nun ağır yarasını önceden hazırlayarak onun yenilmesini mantıklı hale getirdi. O anlarda Zoro’yu eline alıp havaya diken Arlong, yarayı görür görmez yüz ifadesi değişmişti. Arlong gibi biri bile o yarayı görünce irkilebiliyordu. Bu yıkılmış haldeki Zoro, yine de kaptanını ve tayfasını korumak adına Sanji’ye zaman kazandırmak için öne atılabiliyordu. Bu adamın bu yönünü artık vurgulamaya gerek yoktur herhalde.

    [​IMG]


    Diğer önemli kısma geçmeden bahsetmek istediğim bir şeyi daha var ki o da Zoro’nun, o da yön bulma zafiyeti. One Piece içindeki hemen bütün karakterlerde salaş bir taraf vardır. Zoro da bu özellikten nasibini almış ve yön bulma özürlüsü olarak karşımıza çıkmıştır. Sağa dersin sola gider, sola dersin sağa gider. Güneyini kuzeyini bilmez, yol bilmez iz bilmez. Tarif etsen tam tersini yapar. Allem eder kallem eder illa yanlış yöne gider bu adam. Tedavisi olmayan talihsiz bir hastalıktır bu. Her ne kadar kötü gibi görünce de bizi sürekli güldürür bu huy. Hele ki 2Y’den sonra Sabaody’e ilk gelmesi, bu işi daha da komikleştirmiş ve Zoro’nun yüzsüzce insanları numaralandırması, ilk geldiğini bastıra bastıra söylemesi, üstelik bunu ciddi bir edayla yapması da bu herifin ne denli fırsatçı olduğunu gösterir. Sürekli alay edildiği noktada bir kerelik galibiyet bile bütün zamanların intikamını almasına vesile olmuştu.
    Lugetown’da Yubashiri ve Sandai Kitetsu’yu alırken, Zoro’nun kılıçları hissedebilen gerçek bir kılıç ustası olduğuna alenen şahit olduk. Dükkan sahibinin kurtulmak için ucuz kılıçların arasına karıştırdığı lanetli kılıç Sandai Kitetsu’yu bir bakışta fark etmişti. Sanırım kılıçların ruhunu okuyabiliyordu Zoro, onları görebiliyor, anlayabiliyordu. Öyleydi ki, bir bakışta gerçek kılıcı anlayabiliyordu. Ayrıca onun şeytani ruhuna hitap eden bir kılıç görünce, daha çabuk tanımış ve hemen beğenmişti. Zira Zoro’nun, şiddet dolu, hırpalanmış ve acıyla yoğrulmuş kana susamış bir ruhu vardı. Her şeyi sonsuz bir arzuyla dilimlemek isteyen biriydi. Buna da defalarca vurgu yapılmış, hatta Şiddet Tanrısı Zoro adından bir bölüm bile yayınlanmıştı. Özellikle 2y’den sonraki Zoro, şiddet dozajını arttırmış, ruhunun açlığını azdırmış, cani kılıçlarını bilemiş ve kesme arzusuyla yanıp tutuşan biri olmuştu. Öyle ki, Balıkadam Adası’nın kralı da Zoro için vahşi demiştir. İnsanları keserken her ne kadar iyi amaçlar gütse de, kılıcını zevkle savuran biri haline gelmiştir. Bu iyi midir kötü müdür bilemeyiz. Ancak bana sorarsanız, böylesine vahşileşen bir dünyada Zoro’nun da vahşileşmesi çok şey değildir ve gereklidir de.
    Konuyu yine saptırdım, sadede gelelim.
    Sandai Kitetsu’yu havaya fırlatıp, sınırsız bir özgüvenle kolunu altına tutmuş ve o güzelim lafını söyleyerek bize her şeyi özetlemişti Zoro; “Benim şansım, onun laneti. Hangisi galip gelirse!” Yine yıktı geçti.
    Sonuç olarak Zoro’nun şansı galip geldi ve kılıcı aldı. Ucuza da kapattı köftehor. Üstüne üstlük dükkan sahibinin verdiği seçkin bir kılıcı daha oldu. Ne ballı adamsız Zoro!
    [​IMG]


    Özgüven çok önemlidir. Ben derim ki, özgüven yeteneği ikiye katlar her zaman. Ne yeteneğin varsa ortaya çıkarır ve gerektiğinde onu ikiye de katlar. Zoro’da ise özgüven çuvalla vardı. Bunun örneğini Viski Tepesi’nde görüyorduk. Karşısındaki 100 kişiye karşı hiç çekinmeden savaşmış ve mağlup da etmişti. Daha sonra ona saldıranlardan daha rütbeli kişilere hiç aldırmadan tek atmıştı. Bunların sebebi, kendine olan güveniydi. Dövüş boyunca bunu belli ediyordu. Bu güveni sayesinde ödül avcılarının tuzağına düşmemiş ve ne litrelerce içmesine rağmen bırakın sızmayı, sarhoş bile olmamıştı. Şu çok içme mevzusuna da değinmek gerek. Söz konusu Zoro olunca akla ilk gelenlerden biri de içmektir. Adamın ne karaciğeri varsa artık, iç iç bir şey olmuyor. Bu konuda bir şey yazmaya gerek yok, adam seviyor da içiyor. Az eğlencesinden birini de çok görmeyelim. İçsin, güzelleşsin.
    Viski Tepesi’nde şahit olduğumuz diğer bir olay da, Luffy’nin ahmaklığı yüzünden yapılan beklenmedik düello oldu. Burada benim dikkatimi çeken Zoro’nun içindekilerin ortaya çıkmasıydı. Luffy’i bir türlü durduramayacağını anlayınca Zoro da dövüşe razı olmuş ve bu vesile ile kimin daha güçlü olacağını göreceğiz demiştir. Demek ki kaptanına meydan okuyabilecek kapasitede biri Zoro. Her ne olursa olsun, ondan güçlü olduğu için değil de saygı duyduğu için kaptanı olarak kabul ediyordu Luffy’yi. Dövüşten bir sonuç çıkmasa da, ikisinin arasındaki güç farkını da görememiştik.
    [​IMG]


    Gelelim Zoro’nun sadist kişiliğine. Aslında sadist değil de, aşırı hırslı diyelim buna. Zira Küçük Bahçe’de muma sıkışan ayakları yüzünden dövüşemeyince hiç tereddüt etmeden ayaklarını keseye yeltenmişti. Yahu adam, sen manyak mısın? Ayaklarını kesince eline ne geçecek? Daha sonra kolayca dövüşebilecek misin? İşte adamımızdaki inanılmaz hırs, böyle şeylere sebebiyet verebiliyor. Hırs deyip durduğuma bakmayın, işin içinde sevgi ve sadakat da var. Zira diğer arkadaşları da esir edilmiş ve aynı duruma düşürülerek ölümle tehdit ediliyorlardı. Onları kurtarmak adına ayaklarını feda etmeye hazırdı. Bu da, hırsın yanında engin bir sevgi ve bağlılığı da gösteriyordu bize.
    Küçük Bahçe’deki faciadan sonra hala zayıf olduğunu varsayan Zoro, kendini şiddetli çalışmaya vermiş ve yol boyunca sürekli çalışmıştı. Durmadan, dinlenmeden, abarta abarta çalışmıştı Zoro. Bu adamdaki çalışma azmi bende olsa arkadaşlar, bu gün burada sizlere inceleme değil de Nobel ödüllü edebiyatçıların takıldığı bir kafeden selam yazıyor olurdum. Adam sırf çalışma adına, vücudu ve ruhu geliştirme adına nelere katlanıyor, neler yapıyordu yahu. O karda kışta, o dondurucu soğuğa aldırmadan buz tutmuş suya girip yüzebiliyordu. Beni öldürsen öyle bir şey yapmam hacı, bu adam aşmış.
    [​IMG]


    Küçük Bahçe demişken, Sanji ile olan arkadaşlık ve rakiplik ilişkisini de inceleyelim. Bu elemanlar sürekli takışırlar, en iyisini yapmaya çalışarak birbirlerine üstün gelmeye çalışır ve her fırsatta hiç acımadan birbirlerine laf sokarlar. Peki bunu neden yaparlar? Birbirlerini sevmiyorlar mı acaba? Elbette ki seviyorlar, hem de diğerlerinden hiç eksik kalmadan. Ancak ikisi de aynı yaşlarda ve aynı pozisyonlarda iki delikanlı ve bu durumda kızgın öküzler gibi liderlik yarışı veriyorlar. Bu doğanın kanunudur. Yeri geldiğinde, takımın selameti için canla başla birlikte çalışıp muhteşem takım işleri çıkarabiliyorlar. Yine de birbirlerine olan sevgilerini asla belli etmeyerek, rakipliklerinin verdiği hırsa sürekli üstünlük için çabalıyorlar. Bu konuda esas takıntılı olan Sanji’dir muhakkak. Zira Zoro, Sanji kadar umursamıyor bu üstünlük işini. Kendine olan güveninden midir, kendini zaten üstün görmesinden midir bilinmez. Yine de iş rekabete gelince asla affetmiyor ve Sanji’yi geçebilmek adına her şey yapıyor. Hele ki her fırsatta hiç insaf etmeden laf sokması, aşağılamaya çalışması buna tam kanıttır. Bu tatlı çift her ne kadar ciddi görünse de, rekabetleriyle bizi sürekli güldürüyorlar, bu bir gerçek.
    [​IMG]


    Arabasta’da kendini aşmıştı Zoro, bir level atlamıştı, bir üst tura çıkmıştı adeta. Çocukken ustasına hayranlıkla sorduğu çeliği kesen kılıç ustalarından biri olmuştu. Azimle, çabayla, hırsla ve her şeyden fazla, arzuyla! Bir türlü çizik bile atamadığı çelik sertliği karşısında yılmadan mücadele ediyordu, Mihawk ve dünyanın zirvesi aklının başköşesindeydi ki hırsla vurmaya devam ediyor, vurdukça boşa gittiğini görerek daha da hırsla vuruyordu. O dövüşte çok yıpranmıştı Zoro, gücünü doruklarına kadar kullanmıştı. Artık geriye sadece kılıçlar ve ustasının ruhu kalıyordu. Zoro da bunu kullandı ve kılıçlarıyla ruhunu birleştirerek, son raddesine kadar hissederek, kılıçlarını uzuvları haline getirerek vurdu. Kılıçların ve kılıç ustasının gerçekliğini kavramıştı o dövüşünde. “Hiçbir şeyi kesmeyen kılıç ve her şeyi kesen kılıç” işte düsturu buydu o anlarda. Ve unutulmayacak bir hareket yapıyordu Zoro; Shishi Sonson! Aslan şarkısı. Ben belki de yüzlerce roman, hikâye, destan okudum ancak böylesine şahane isime, çok nadir rastladım. Aslanın şarkısı, içten ve görkemlidir zira aslan görkemlidir. Onun şarkısı varsa kulakları okşar, yürekleri titretir ve zirveden haber verir. Bu şahane isim için Oda’ya teşekkür etmeliyiz elbet, hala zevkle izler/okurum o aslan şarkısı sahnelerini. Tek kılıçla yapılan bu saldırı, ani bir hareketle kılıcı kınından çıkarıp geri sokmakla rakibin arkasına geçmektir. Öylesine hızlıdır ki, rakip saldırının geldiğini bile göremez ve acısını hissettiğinde çoktan biçilmiş olur. Hele bu saldırıyı Kuma’ya uyguladığı sahne, beni öylesine etkilemiştir ki, o anın videosu arşivimde bulunur ve sürekli izlerim.
    Arabasta olaylarından sonra Zoro, Grand Line şartları için bile yüksek bir değere gelmiş ve 60 milyon beli ödül alarak, okyanusun en tehlikelileri arasına girmiştir. Amacına doğru hızla ilerleyen bir çita gibi gözlerini hedefine manen dikmiş ve önüne geleni devireceğinin mesajını inceden vermişti. Böylelikle kaptanına verdiği sözü de tutmuş oluyordu.
    [​IMG]


    Alayşehir.
    Bu şehirde çok enteresan bir vukuatları vardı Luffy ve Zoro’nun. Hayalleriyle alay edenlere karışmıyorlardı ve dayak yemeye razı geliyorlardı. Bunu Nami anlamasa da, bir amaç uğruna yaptıkları belliydi elbet. Normal şartlarda tükürüklerinde boğabilecekleri adamlardan yumruk yiyorlardı. Luffy, Zoro’ya göz ucundan bakıp hayır demişti sadece. Sadece bu hareket ve bir kelime yetiyordu kaptanını anlamasına. Zoro ve Sanji’nin bu huyuna hayranım sayın seyirciler. Kaptanlarını her halükarda, dibine kadar anlayabiliyorlardı. Hele ki onun karizmasını asla ama asla ayaklar altına almamaları, muhteşem bir şeydi. Sürekli yolunu açıyorlardı kaptanlarının. Luffy mi insanları iyi seçiyordu yoksa arkadaş konusunda çok mu şanslıydı? Bana sorarsanız Luffy insanları muhteşem seçiyor. Zoro ve Sanji gibi iki adamı seçmişse, daha da irdelemeye gerek yok.
    Peki orada neden dayak yiyorlardı onlar? Neden ağızlarını burunlarını dağıtmadılar? Çünkü bir hayallerini alenen söylemişlerdi ve alay edilmişti hayalleriyle. Nami’ye bir söz vermişlerdi asla kavga etmeyeceklerine dair ve oradakilerin hepsi Nami’ye gülmüştü, onunla alay etmişlerdi. Onları dövdüklerinde haklı çıkaracaklardı, hayallerinden aslında tam emin olmadıklarını göstermiş olacaklardı. Oysa onlar o kadar emindiler ki, diğerlerinin ne dediklerini umursamıyorlardı bile, dayağa aldırmıyorlardı bile. Ne kadar döverseniz dövün, yok derseniz deyin, biz inanıyoruz, orası var, diyorlardı. Karasakal da çok güzel özetlemişti olayı aslında; o dövüşü siz kazandınız…
    [​IMG]


    Skpiea’da, centilmen biri olduğuna şahitlik ediyorduk Zoro’nun. Elbette bilirdik centilmen olduğunu da, burada alenen göstermişti Zoro. Robin’e saldıran Enel’e nefret dolu gözlerle bakarak, o bir kadın, demişti.

    Gelelim Water7’a. Burada Zoro için anlatılacak tonla şey var ahali. Hepiniz anladınız neyden bahsedeceğimi. Elbette ki Usopp’un ayrılışından. Luffy ile dövüşürken sessizce beklemiş, hiç müdahale etmemişti. O anlarda Usoop’tan utanmasına rağmen, yine de arkadaşlık bağını yitirmemiş ve diğerleriyle beraber onun intikamını almak için Fraky Evi’ne saldırmıştı.
    Usopp olayının devamını biraz ara incelemeden sonra yazacağım. Öncesinde Zoro’nun Enies Lobby’deki halini inceleyelim. Daha giderken bile artis artis hareketler yapıp etraftakilerin gözlerini dolduruyorlardı. Hasır Şapkalar, tarihlerinin en muhteşem power upınu gerçekleştireceklerdi. Kaptan T-Bone’u karizmatik bir hareketle devirip yollarına devam etmişlerdi. Bu bölümlerde canavar üçlü çok karizmaydı, her halleriyle. Zoro, zaten rakibini belirlemişti, taa başlarda. Zürafa meyvesi yiyen Kaku. Kullandığı altı stilden rankyaku tekniği ve elindeki iki kılıcı ile yontoryu kullanıcı olarak kabul ediliyordu. Zoro’dan bir beden büyük yani. Zoro’nun bu dövüşe de handikapla başladığını söylememe gerek yoktur herhalde, hem de koluna Usopp bağlı olarak. Yine de dövüşün tadı kaçmadı ve kısa süre sonra iki muhteşem rakip de hazır kıta dövüş için kılıçlarını biledi. Bizlere böylesine muhteşem dövüş sahneleri çizdiği için Oda’ya teşekkürler. One Piece tarihi boyunca yapılan en şahane dövüşler içinde işte bu dövüş de vardır. Zoro için çok zorlu geçmiş, birkaç yeni tekniğini de bu dövüşte ortaya çıkarmıştı. Bir bölüm adı da Zoro’ya adanmıştı. Şiddet Tanrısı Zoro! Bölüm ismine bak yahu, ne kadar da doğru. Tamamen Zoro’yu anlatıyordu. Evet, Zoro şiddet abidesiydi. Kaba kuvvet ve tekniği birleştirerek yenilmez bir savaşçı olma yolundaydı. En sert teknikleri hiç acımadan, ne bedenine ne ruhuna, hiç acımadan kullanıyordu düelloda. Aslan şarkısı gibi heybet dolu bir saldırı bile işe yaramamıştı bu rakibe karşı. Çok zorluydu. Öyle ki, o muhteşem saldırıyı önceden görmüş ve çok zorlansa da durdurabilmişti. Ancak son saldırısından kurtulması için kusursuz bir savaşçı olmalıydı. O saldırı da, Zoro2nun adeta nirvanaya çıktığı Asura saldırısıydı. Üç kafalı, sekiz kollu bir yaratığa dönüşüyordu Zoro. Bu teknikle rakibini alt ederek, çok zorlu bir dönemeci geçmişti.
    [​IMG]


    Sonrasında Merry’nin cenazesinde koruduğu sakin tavrı, duygularını içinde yaşaması da bize gerçek Zoro’yu gösteriyordu. Özünde çok duygusal biriydi ancak acımasız hayat koşulları, onu hiçbir şeye ağlamayan, asla kendini salmayan ketum birine çevirmişti. Her ne kadar yüreği titrese de bunu dışa vurmayarak ruhsal gücünü de gösteriyordu bize. Böyle biri her yere lazımdır muhakkak. an gelir, guruptakiler benliklerini yitirip tamamen duygularına kapılarak mantık dışı hareket edebilir, an gelir diğerleri hüzünden kıpırdayamaz hale gelebilir. İşte böyle anlarda ruhsal olarak da güçlü birine ihtiyaç vardır. Her zaman mantığını koruyabilen biri. İşte bu adam Zoro’dur bizim gurup için.
    [​IMG]


    Gelelim zurnanın zort ettiği yere. Usopp’un tayfaya katılışı. Burada Zoro, az önce yazdığımı uyguluyordu adeta. Mantığını ve karakterini yitirmeden hareket ediyordu. Bu yönden Zoro’ya benzeyen Sanji de, sessizce bekleyip ona hak veriyordu. Usoop’un tekrar tayfaya gelmesinin kaptanına saygı duyup özür dilemesiyle mümkün olabileceğini, aksi halde kendisinin tayfayı bırakacağını açıkça söylüyordu. Diğerleri pek anlamasa da Sanji ve Robin ona hak veriyordu. Aslında Robin pek etliye sütlüye karışmıyordu desek daha doğru olur. Zoro, kılıçlarını çekerek Luffy’nin önüne geçmişti, cesedimi çiğnemeden onu geri alamazsın diyordu adeta. O anlarda söyledikleri de hala dillere pelesenktir. “Kaptanına saygısını kaybeden bir tayfa çökmeye mahkûmdur!” Ne kadar da mükemmel bir tespit. Böyle durduruyordu tayfayı ve o mükemmel diyaloglar başlıyordu. Tayfayı bu kadar ciddi gördüğümüz anlar bir elin parmağını geçmez. Luffy’e, alçak gönüllü olmamasını, özür dilemesi gerekenin Usopp olduğunu ve bu olmadığında tayfanın hiçbir değerinin kalmayacağını söylüyordu. Luffy’den çok Luffy’yi düşünüyordu. Çoğu kişinin Luffy’yi değil de Zoro’yu kaptan sanmasının nedeni de buydu muhakkak.
    “Adam adama bir düello istedikten sonra savaşın sonuçlarına katlanmak zorundasın!” Bu kadar açık ve net, değil mi? Usopp, bir erkek gibi davranarak düello istemişti ve sonuçlarına da katlanmak zorundaydı, kıvırtmaya gerek yoktu. Zoro da bunu vurgulamaya çalışıyordu ve tayfaya tükürdüğünü yalatmamakta kararlıydı. bunu yapmak yüksek dirayet ister, geniş bir anlama kapasitesi ister, delikanlılık ister. Ki bunların hepsi de Zoro’da mevcuttu. Son olarak da vurucu bir cümle ile bitiriyordu Zoro tartışmayı; “Yaptığımız şey çocuksu bir korsan oyunu değil!” Elbette değil. Değil ki öyle isteyen istediği zaman çıksın girsin, kaptanına meydan okusun, tüm tayfanın adeta yüzüne tükürsün sonra da hiçbir şey yokmuş gibi geri gelsin. Helal olsun Zoro, helal olsun!
    [​IMG]


    Thriller Bark macerasında incelenecek bambaşka bir Zoro var karşımızda. Beklenmedik anlarda, her zaman bizi şaşırtabiliyordu Zoro. Bu arkta da böyle şaşırtmıştı bizi işte. Sadakatini, güvenini, fedakârlığını gördük. Yiğitliğini, mertliğini bir kez daha gördük.
    Ryuma ile olan dövüşüne değinelim kısadan. Ryuma kimdi? Öncelikle bunu iyice kavrayalım. Zamanının kralı olarak nitelendirilen bir kılıç ustası, bir samuray. Yüzyıllar önce yaşamıştı belki ve o zamanlar, bir ejderhayı hiç zorlanmadan kesip atmıştı bu adam. Zamanının Mihawk’ı idi. Zoro’nun onu yenmesi bize ince bir mesajdı yurttaşlar. Eski çağın kudretini geride bıraktı Zoro, yeni çağın kudretine ilerliyor, deniyordu mesajda. Karşısındaki bir zombi olmasına rağmen mağlup etmeyi başarmış ve dövüş ciddiyetiyle izleyicileri fena etkilemişti. bu dövüşün sonucu ise muhteşem bir hediyeydi. En iyi 21 kılıçtan biri olan Shuusui, Hazan Suyu, Zoro’nun marifetli ellerine düşmüştü. Kılıcın sahibi de mutluydu bu durumdan. Kılıcının böylesine yetenekli birine gitmesinden mutluydu.
    Ona söylediği sözleri de alalım şuraya;

    Seni hissedebiliyorum... Çok yeteneklisin.
    Uzun zamandan beridir unuttuğum bir güç hissediyorum.
    Dev bi canavarla yüzleşmek gibi.
    Vücudum dans etmeye başlayacak zevkten.

    Ryuma, bunları söylüyorsa Zoro için, biz susalım.


    Thriller Bark’ın sonuna gelelim bir de. Dövüşler bitmiş, herkes yorgun, bitkin halde yerlerde. Kuma geliyor olay yerine, Zalim Kuma. Oradaki herkesi yere seriyor ve Luffy’yi almaya gidiyor. Oraya gelme amacı Luffy’nin başı. Ancak o herkesin baygın yattığını düşünürken, çok ani bir hareketle sarsılıp kalıyordu. Bu hareketi yapan elbette ki Zoro’ydu. Hem de o muhteşem hareketi ve yine muhteşem bir şekilde. Tam Luffy’yi alırken, bir gölge beliriyor ve aniden, şimşek gibi arkasına geçiyordu Kuma’nın. Acısını hissettiğinde, Zoro arkasında Aslan şarkısı diyordu. Aslan şarkısı, ne şahane bir hareket yahu, çok seviyorum bu hareketi. En karizmatik anlarda kullanılan bir saldırı.
    [​IMG]


    Bu andan sonra Zoro’nun fedakarlığına şahit oluyorduk. Kuma, oraya bir baş almaya gelmişti ve almadan da gitmek niyetinde değildi. Tayfanın tamamı çökmüş, dövüşecek halleri kalmamış, üstüne üstlük karşılarında Kuma gibi çok güçlü bir rakip vardı. Yani ne yaparlarsa yapsınlar, mağlup olacaklardı. Bu işi kendi yöntemiyle hallediyordu Zoro. Bütün tayfa ve Luffy adına kendi başını sunuyor ve diğerlerini rahat bırakması için kendi başını feda ediyordu. Kuma’ya her ne kadar zalim dense de, çok merhametli bir kalbe sahip olduğunu görebiliyorduk. Zoro’nun onu ikna etme çabaları sonuç veriyordu.
    “Bu baş, şimdi değersiz görünebilir ancak yakın zamanda dünyanın bir numaralı kılıç ustasının başı olacak! bu yeterli değil mi?” Yeterli olmalıydı elbet. Kuma da bunu görebiliyordu. Ancak sadece merakla olanları izliyordu. Zoro’nun fedakarlığından etkilenmişti. Bu anlarda Zoro, bize ne denli iyi yürekli ve fedakar olduğunu alenen göstermişti. Kaptanına verdiği sözün arkasında duruyor ve onu canı pahasına koruyordu. Daha önce de söylemiştik ya, kendi adına da olsa, hayali birinci önceliğe sahip değildi. Nelerin daha değerli olduğunu iyi biliyordu, hayatında neler eksikken hayalinin gerçeliğinin bile değersiz olabileceğinin farkındaydı ve buna göre yaşıyordu. Onurunu, gururunu asla yitirmeden, dostluğunu, bağlılığını asla kaybetmeden, sevgisini ve saygısını asla yıpratmadan. Kuma’nın karşısına dikilmiş, kendini geçmiş, Luffy’yi savunuyordu. “Luffy, Korsanlar Kralı olacak kişi!” diyordu. Bu yazdığımız Zoro analizi olsa da, bu gözleri dolduran sahnedeki Sanji’nin de fedakarlığını anlatmamak büyük saygısızlık olurdu. Hep dedim ya, bu ikisi, Luffy için dünyanın en büyük şanslarıdır diye. İşte bunu kanıtlıyorlardı bize. Kaptanları ve nakamaları için ikisi de seve seve başlarını cellada uzatmışlardı, hiç yüksünmeden. Böylesi dostlar herkese nasip olmaz. Sanji de yara bere içinde öne çıkarak kendini sunuyordu, beni al diyordu Kuma’ya. Ben de hükumet için çok tehlikeliyim, benim başım da yeter, beni al. Bu sahneleri her izleyişimde/okuyuşumda gözlerim doluyor. Yazarken bile tutamadım kendimi. Boşluklarla dolu hayatımızda böyle şeylerin eksikliğinden midir nedir, çoğumuz duygulanıyoruz böyle anlarda. Ah be Sanji, ah be Zoro, keşke sizler benim dostlarım olsaydınız da ben kalkıp kendi başımı sunsaydım sizin için. Böyle dostlar için ne yapılmaz vre!? Sanji’nin o mükemmel lafı ve ardından Zoro’nun daha mükemmel hareketi. “Sanırım kendinize yeni bir aşçı bulmalısınız. Diğerlerine selam söyle, onları sana emanet ediyorum.” Ne dedin sen böyle Sanji? Kendini feda etmeye o kadar hazır ki, hem de o kadar hayali varken, hepsinden bir kalemde vazgeçerek. Ve Zoro’nun onu devirip bayıltmasıyla esas olay başlıyordu. Be kardeşlerim, bu kadar uzun anlattığıma bakmayın, tutamıyorum kendimi, o muhteşem sahnelerin tek anını bile atlamak istemiyorum. Onlar bu haldeyken, Kuma da sessiz ve hayranca onları izliyordu. Olay yerini terk ederken, Doragon’un oğluna da bu yakışır, dedirtmişti bizimkiler ona.
    Zoro’nun kendini tamamen feda edeceğini iyice anlayan Kuma’nın yüreği el vermiyor ve ona başka bir seçenek sunuyordu. Luffy’nin bütün acılarını alacak ve dostluğunu tam anlamıyla kanıtlayacaktı. Luffy de ne çileler çekmişti arkadaş öyle. O bünyesinden çıkan acıların sadece bir parçacığı bile Zoro’yu acılar içinde kıvrandırmıştı. Ya hepsi ne yapardı acaba? Ancak Zoro, nasıl yaparım diye düşünmüyordu, hiç yüksünmüyordu, bundan emindik. O, bambaşka bir şey düşünüyordu. Bu kadar çileye razı gelmişken bile hala dostunun gururunu düşünüyordu adam. Daha önce de demiştim ya ağalar, bu adam duygularına kapılıp gitmiyor işte, mantığını asla yitirmiyor. Böyle bir adam her eve lazım dedim ya ağalar. Eğer yapacaksak başka yerde yapalım diye teklif etti Kuma’ya ve uzak bir köşeye geçip bütün acıyı aldı bünyesine Zoro. Luffy ve diğerlerinin bu fedakarlığı görmesini, görüp de mahcup olmasını istemiyordu. İşte gerçek dost dediğin, gerçek kahraman dediğin böyle olur aga, başka laf edemiyorum. Hele ki sabah Sanji gelip de onu kanlar içinde ayakta bulduğunda söyledikleri, işte kayışı asıl koparan o andır; “hiçbir şey olmadı!” Sanji biliyordu elbet ancak mesajı da alıyordu, kimseye bir şey söylemeyecekti. Ki öyle de yaptı ve iki kıtıpyöz her şeyi açıklayacakken bile sakladı gerçeği. Zoro’nun asıl niyetini biliyordu muhakkak.
    Buradaki Zoro için ne denir ki daha? Fedakar, sadık ve sevgi dolu. Kaptanı için o kadar çileye katlanmışken bile hala kaptanının gururunu düşünerek yaptığını da gizliyor, onun hayaline kendininkinden daha fazla değer veriyor. Bunun ne derece üst bir ilişki olduğunu daha açmaya gerek yok.
    Ya buradaki o dayanıklılık meselesine ne demeli? Orada ne acılar çekti, hayal bile etmek istemiyorum. ancak yine de dimdik ayakta duruyordur, kanlar içinde ve dimdik. İşte burada Zoro için Luffy’den daha dayanıklı lafları dönmeye başlamıştı. Öyle midir bilinmez lakin üst düzey biri vücut dayanıklılığı olduğunu sonuna kadar kanıtlamıştı.
    [​IMG]


    Bu duygusal anlardan sonra Strong Worl’den bahsedelim biraz da. Aslında o filmdeki tek bir cümlesi yetiyordu onu özetlemeye. “East Blue en güçsüz denizse, neden seni kesiyorum?” Ne şahane söyledin yine. Laf sokmayı da iyi biliyor adamımız, hem de her yerde.

    Sabaody’de onun karakterini özetleyecek pek bir şey yok aslında farklı olarak. Yine de şu Tenryubito'ya saldırdığı sahneyi anlatmadan geçmeyelim.
    Bu Kutsal Kalaslar, her şeye, herkese sahip olduklarını sanır, istediklerini yapabileceklerini sanırlar. Bunu da Denizciler ve Hükemet'ten aldıkları güçle kesinleştirdikerini düşünürler. Oysa ki korsanların kimseye hesap vermesine gere yoktur ve onlara hiç bir kural işlemez. Onları yasalarlar korkutamazsın. Hele Zoro gibi korsanları, hiç bir şeyle korkutamazsın. Zoro'nun korsanlık karakteri, istediğini yapması ve kimsenin özgürlüğünü kısıtlamaması üzerinedir. Hemen bütün korsanların öyledir ya, neyse. Ne yaşarsa onu uygular Zoro, kimseye hesap verme derdi yoktur. Bu yüzden sokak ortasında ona buna artislik yapan, pisliğin had safhasındaki Tenryubito'lardan birini hiç düşünmeden doğramaya yeltenmiştir. O durumda Zoro, onun kim olduğunu, niye öyle ahlaksızca şeyler yaptığını bilmiyordu. Ya da ona saldırdığında köye bir amiralin gelip çarşıyı karıştıracağını da bilmiyordu. Bilse ne değişirdi ki? Yine yapardı aynısını, hem de hiç düşünmeden. Zoro'yu biliriz, gönül adamıdır, iyi yüreklidir, ahlaksızlığa prim vermez. Burada da ne delikanlı olduğunu kanıtlamıştı işte. Diğer korsanlar korkudan büzüşmüş bu yozlaşmış insanların yaptığı terbiyesizliğe tahammül ederken, Zoro atılıp adamı doğruyordu.


    Kuma bizimkileri diyar diyar dağıttıktan sonrasına gelelim.
    Öyle bir yere gönderildi ki Zoro, oturup kırk yıl düşünse aklının ucundan geçmezdi. Nihai hedefinin adasına düşmüştü adam. Mihawk’ın adasına. Kuma bilerek yapmıştı elbet. Hele ki savaştan sonra Luffy’den haber aldığında yaptığı? Yine bizi ağzı açık bırakmıştı Zoro, her zaman yaptığı gibi. Rakibinin önünde diz çökmüştü, gururunu ayaklar altına almıştı dostu, kaptanı, kader yoldaşının başarısı için. Emin olun ki kendini zerre kadar bile düşünmüyordu o anlarda. eğer kendi için yaşıyor olsaydı, o anda meydan okurdu Mihawk’a ve ya ölürdü ya da hedefine ulaşırdı. Bu diz çöküşüne Mihawk bile çok geç anlam verebilmişti. Sonunda anlamıştı elbet, anlamıştı ki bir kez daha etkilenmişti bu genç kılıç ustasından ve kabul etmişti teklifini. Mihawk gibi paraya pula, makam mevkiye doymuş adamlar için böyle şeyler hazine gibidir. Mangal gibi bir yürek, asil bir ruh ve azim dolu bir insan duruyordu karşısında. çok soğuk kanlı biri olmasa Zoro’ya hayranlığını bile dile getirebilirdi belki. Böyle bir şeyi herkes yapamaz. Zoro için her zaman kullandığımız bir cümle bu artık. Dostunun başarısı için gururunu ayaklar altına almak, bu herkesin harcı değil. Milyarda bir bulunan dostların yapacağı iştir, dostu için onun selameti için her şeyinden vazgeçmiş adamların yapacağı iştir.
    Bu yaptığıyla bir kez daha gözümüze ve gönlümüze girmişti Zoro, baş köşeyi kapmıştı yine.
    [​IMG]


    Aradan tam iki yıl geçti ve ayrıldıkları yerde buluştular. Her biri kendini kat kat aşmış, dövüşe, aksiyona aç insanlar olarak gelmişlerdi Sabaody’e. Hele hele Zoro! Özellikle Zoro, tam bir şiddet bağımlısı olmuştu adam. Kılıcı bir şeyleri kesmek için olduğu yerde titriyordu adeta. Ki öyle de oldu ve ilk hareketini yapıverdi. Hem de şiddet tanrısı lakabını hak ederek. Sırf yanlış bindi diye koca bir kalyonu ortadan ikiye bölmüştü, meyve dilimler gibi. Bu sahneyi hepimiz hatırladık elbet, gördüğümüz anda. Ustası ve nihai hedefi Mihawk gibi yapmıştı oda, belki de onun seviyesine yaklaşmıştı köftehor. bir de geminin üstünde durmuş, adeta alay edercesine konuşuyordu adamlarla; “Bu sizin şakacı kaderinizin bir sonucu. Kaderinize isyan ediyordunuz, ben de kaderinizin azraili oldum!” Beheyt be! Yürü be Zoro, kim tutar seni. Bu klas hareketi görüp de etkilenmeyen bir Sanji vardı orada. Sanji ile olan sıra muhabbetinden bahsetmiştik, bir daha girmeye gerek yok. İyi biliriz ikisinin de ne köftehor olduğunu.
    [​IMG]


    İki yılda nasıl bir güç artışı sağlamıştı Zoro? Gemiyi ikiye bölmesinden bir nebze de olsa anlamıştık. E gemi dediğin tahta ve birkaç demirden oluşur, biraz zorlarsan ikiye bölebilirsin. Peki ya Px? 2 yıl öncesini hatırlarsınız, bir px ile bütün tayfa zor uğraşıyordu. Ancak şimdi Tekini Luffy tek yumrukta, diğerini de Sanji ile beraber Zoro yine tek hamlede alıyor. İkisinin bir px’i aldığına bakmayın, bana sorarsanız ayrı ayrı da birer px alabilirler. Zaten o mahvettikleri için de yine kavga etti keratalar. Ancak Zoro’nun kesiş gücünü görebiliyorduk. Çelikten oluşun bir px’i ortadan ikiye bölebiliyordu. Bu muazzam bir güç artışıydı onun için. Bu güç artışının emarelerini Balıkadam Adası’nda verecekti elbet.
    [​IMG]


    Adadaki dövüşlerinde terlemedi bile. O kadar iyi level atlamış ki, karşısına ilk çıkanlar çok kolay geliyordu ona. Koskoca adanın en iyi kılıç ustasıyla adeta alay ediyor ve can sıkıntımı bile gideremiyorsun, diyordu. Daha girişte devasa boyutlardaki ahtapotun kollarını dilim dilim etmişti ya. Adam yerinde duramıyor hacı, önüne çıkanı kesiyor. Çıldırmış gibi. Hele arkın sonunda, Yeni Dünya girişi için her birinin söylediği özlü sözler arasında en farklısı bizimkinindi yine; “Her şeyi keseceğim” Yahu sen manyak mısın? Ne bu şiddet bu celal Zoro? Mihawk’ın yanında psikopat mı oldu nedir, adam hala tatmin olmadı, hala adam gibi kesemedi bir şeyleri. Doymuyor doymuyor. Balıkadam arkının baş kötüsü, final bossu Hordy’e bile neredeyse tek atıyordu. Hordy ki Luffy’e rakip olacak, adanın en güçlüsü olacak. Bırakın karayı, suyun içinde ikiye böldü onu Zoro. Eğer nefes problemi olmasa, emin olun parça pinçik ederdi Hordy’i de, adamlarını da.
    Adamın ne derece yükseldiğini görebiliyoruz. Durun hele daha bir şey görmedik.
    [​IMG]


    Güncel bölümlerdeki Punk Hazar’da bile adam akıllı bir kesiş yapmadı daha.
    Punk Hazard’da Zoro için söylenebilecek ne var? Haftalarca tartışılan bir hareketi vardı elbet. Luffy’yi uyarıyordu, dikkatli ol, burası öyle kolay bir yer değil diye. Bu cümlesi çok tartışıldı Zoro’nun. Ne oluyormuş ona, kendini kaptan mı sanıyormuş tartışmaları bir iki hafta sürdü. Ben bu lafta hiçbir şey göremiyorum, endişeden başka. Zoro’nun kaptanını ne kadar sevdiğini, ne derece değer verdiğini, nasıl saygı duyduğunu hepimiz biliyoruz, tartışmaya bile gerek yok ki yazı içinde de defalarca yazdım. Bütün bunlar bilinirken, neden Zoro için “haddini aştı” yorumları yapılır anlamış değilim. Luffy’yi hepimiz biliriz, eğlence arayan lakayt biridir. Tam olarak nerede ciddileşmesi gerektiğini bilemiyor bazen. Hani yazı içinde daha önce birkaç kez demiştim ya, bu Zoro her eve lazım diye, işte yine aynı olayı yaşıyoruz burada. Luffy, aklını kaybettiği ve kendini eğlenceye verdiği bir anda Zoro uyarıyor onu, uyandırıyor. Ya, haddimi aşmamalıyım, kaptana laf söylemek olmaz, gibi şeyler düşünüp sussaydı Zoro? Luffy lakayt lakayt takılıp beklenmedik bir anda her şeyini kaybedebilirdi. Zoro’nun uyarısıyla en azından biraz daha ciddi dövüştü. Hem Zoro bunu yaptığı için yermek yerine övmeliyiz aslında. Kaptanını ve tayfasını önemseyen, gerek gördüğünde uyaran biri. Tayfanın direği diyebiliriz Zoro için, Luffy’nin koltuk değneği veya.
    Bu olay da Zoro’nun yine o bahsettiğimiz özelliğinden kaynaklanıyor. Kendini kaybetmiyor hiçbir zaman, kaptırmıyor bir şeye, karakteri bu.


    Punk Hazard içinde yaptığı diğer bir hareket de incelenmeye değerdir. Ejderha kesmek. Thriller Bark’ta Ryuma’yı yenmesi için ne demiştik dostlar? Eski çağın kudretini geride bıraktı da yeni çağın kudretine ilerliyordu. İşte Eski çağın kudretini tamamen geride bırakmıştı bunu yaparak. Artık çeliği bile hiç zorlanmadan kesebilen bir usta olmuşken, kalın ve sert derileriyle ünlü ejderhaları kesmesi de onu tam bir şövalye yapıyordu artık.

    Gelelim son yaptığına. O neydi be Zoro!? Önce, Oda denen provokatör herif bize yem attı. Zoro logia kesemiyormuş gibi göstermeye çalıştı, sonraki hafta her şey ortaya çıktı. O bir haftalık boşlukta neler konuşulmadı ki yine. Eee, Oda sağ olsun. Yine de Zoro’nun kesinlikle haki sahibi olduğundan emindik, zira Luffy açıkça söylemişti bunu. Diğer hafta ise, bölüm yine komple Zoro’ya ayrılmıştı. Bırakın logia kesmeyi, adam logia eritiyordu resmen. Önce ufak bir çizik atıyordu logiaya, kesebildiğini gösteriyordu. Sonra dehşet saçan bir ifadeyle üzerine yürüyordu. Yahu ne mükemmel taktik, rakibi ruhundan vuruyor. Öğrenilmiş çaresizliğe itiyor resmen. Sonra kılıcıyla ortadan ikiye bölüyor rakibi. Tabi ki hakisiz kesiyor, haki kullanmaya değer bulmuyor rakibi. Rakip öyle korkuyor ki, gerçekten öldüğünü sanıp vücudunu tekrar birleştiremiyor bile. Korkudan gözü dönmüş, kalbi ağzında öylece kalakalıyor. Bu adam kesinlikle aşmış, buna emin olduk bu sahnelerden sonra. Daha ne yorum, ne analiz yapayım bu hareketin üstüne? “Hiç vahşi bir hayvanla karşılaşıp ısırılmama garantin oldu mu?” Valla benim olmadı. Bu laf da kendine olan güvenin en üst düzeylere çıktığının bir kanıtı. Adam kendine o akdar çok güveniyor ki, karşıma hangi havyan çıkarsa çıksın beni ısıramaz bile. Bana kimse zarar veremez, en iyi benim diyordu adeta.
    [​IMG]


    Bir de kral haki konusuna değinelim. Bu adamı bu kadar inceledik, bu kadar yazdık ettik. Karakterini, kişiliğini gördük. Bana sorarsanız, böyle bir adamda kesinlikle kral hakisi ortaya çıkacaktır. Neden mi? Zira kralın hakisi, yüksek irade sahibi insanlarda, liderlik vasfı olanlarda, etkileyici kişilerde bulunur. E Zoro’da bunların hepsi en alasından yok mu? Var. Bütün örnekleri de yazının içinde mevcut zaten, tekrar yazmaya gerek yok.
    Bu söylediğim benim fikrimdir, benim tahminimdir elbet, en iyisini Oda bilir. Eğer Zoro hakisin kalacaktır, oan haki maki yok derse, eyvallah der okumaya devam ederiz. Ancak baştan bu yana sinyallerini veriyor bana sorarsanız. İleride ortaya çıkacaktır. Bunun için beklemek lazım.


    Zoro’yu bu güne kadar, bu şekilde gördük hep. Başka incelenecek bir tarafı yoktur.
    Bütün yazdıklarımızdan sonra kısaca özetleyecek olursak Zoro’yu, şunları söyleyebiliriz; Fedakârdır, sadıktır, güvenilirdir, güçlüdür, vefalıdır, çalışkandır, azmin ve hırsın vücut bulmuş halidir. Adamın dibi diye nitelendirilebilecek çok az sayıda adamdan biridir.
    Daha söze gerek yoktur vesselam!

    Benim penceremden Zoro, işte bu yazdıklarımdadır. İyi okumalar, iyi yorumlar. Sizin de Zoro hakkındaki görüşlerinizi beklerim.




    Açıklama

    Yayın yeri: www.korsanfan.com
    Hak Sahibi: ch3rl0b11n
    24.11.2012
     
  2. nef-i Üye

    nef-i (Üye)
    Mesaj Sayısı 775
    Üyelik Tarihi25 May 2012
    önce okumadan konu için teşekkür ediyimde kimse ortağımın konusunun ilk mesajını kapmasın:respect:
     
  3. ch3rl0b11n (Im)
    Mesaj Sayısı 6,599
    Üyelik Tarihi23 Nis 2012
    Eyvallah ortak. : )
     
  4. nef-i Üye

    nef-i (Üye)
    Mesaj Sayısı 775
    Üyelik Tarihi25 May 2012
    okuma bitti ortak özellikle duygulandığım ne zaman görsem garip bir ruh haline girdiğim sahneleri bastıra bastıra anlatmışsın özellikle east blue arkını ben daha 4.sınıfken izlemiştim ordaki analizini okurken ayrı bir duygulandım özellikle 'onun laneti benim şansım' cümlesi tam 7 yıl OP ile alakam olmamasına rağmen yeşil saçlı kılıç ustası olarak aklımda kalmıştı orayı koyu yazmışsın ayrı bir duygulandım ellerine sağlık ve ortak sana bir sözüm var o kadar konu bu konuyu bu kadar geç açtığın için kırgınım ama zamanlaman mükemmel:good:
     
  5. ch3rl0b11n (Im)
    Mesaj Sayısı 6,599
    Üyelik Tarihi23 Nis 2012
    Geçen gün arkadaşın birinind eidği gibi, assolisti sona sakladık ortak. :/
    Yazarken kaç kez gözlerim doldu yahu ortak, duygulanmamak elde değil. Hele çocukken izlediğimiz o Lastik Çocuk'tan aklımızda kalan çok az karakterden biri olması, daha da duygulandırıyor insanı. Bir nevi nostalji oldu benim için.
     
  6. RownikaL Necromancer

    RownikaL (Necromancer)
    Mesaj Sayısı 700
    Üyelik Tarihi24 Şub 2010
    Zoro baktığımızda epik bir karakter esasında varoluş ve hedef verilen söz ve aranan güç.Baktığımızda zoro'nun çok küt biri olduğu aşikar yani güç herşeydir güçlü olmayan ezilir bazı yönlerden doğru olabilir ama kas gücü ve akıl gücü bir birini zorliyacak kriterlerdir.Neyse tekrar zoro'ya dönelim geçende bahsettim bir konuda E.oda zoro'nun amacını güçlendirmek için kuina'yu öldürdü böylece arzu alevi'nin altına daha fazla kömür serildi.Bu adamın kötü tarafı etraflıca düşünememesi yani çok zor zamanlarda en kritik ana geçtiğinde belirsiz bir şekilde gelişme kaydediyor.İki yıl eğitimden sonra gene gözlemlediğim kadarıyla akıllanmış denemez güçlü bir iradesi var ama mihawk'ın da dediği gibi gerçeği aşması lazım gerçeklik güçten ibaret değildir.Zoro temelinde anlaması kolay bir karakter basit bir yapısı var ama o kritik zamanlardaki azmi onu birkaç saniyede farklı bir dünya açıyor ve ne oluyorsa orda oluyor.Bakalım daha ne numaralarını görcez.
    Edit:Güzel bir inceleme eline sağlık
     
  7. Bahoz Üye

    Bahoz (Üye)
    Mesaj Sayısı 166
    Üyelik Tarihi1 Ağu 2010
    Üşenmeden bu kadar yazıyı sen mi yazdın helal olsun
     
  8. Lordianp Nami

    Lordianp (Nami)
    Mesaj Sayısı 1,075
    Üyelik Tarihi29 Eki 2011
    Eline saglik,gercekten bu kadar iyi olacagini beklemiyordum.Sanki kitap okuyormus gibi soluksuz okudum.
    One Piecedeki en sevdigim karakter senin yazinla ayri bir gaza getirdi beni.
    One Piecede boyle bir adam yok.Oda bunu bize defalarca gosterdi.
     
  9. ch3rl0b11n (Im)
    Mesaj Sayısı 6,599
    Üyelik Tarihi23 Nis 2012
    Eyvallah Zeki.
    Çok doğru yazmışsın. Her hikayeye lazım gelen karakterlerdendir Zoro. Her ne kadar One Piece, kendi içinde bir tarz oluşturup farklı bir tip yaratmışsa da, yine de sabit bir karakterdir.


    Baki, Allah cezanı vermesin. Nerelerdesin sen?
    Herkes yazıyı uzun uzun diye yakınırken bir sen çıkıp kısa diyebilirdin zaten. Buradan bir sayfa göründüğüne bakma, wordde 21 sayfaya denk geliyor bu yazı. :D
    Eyvallah.

    Yazmak benim için bir tutkudur. Yaparken üşünmeyeceğim çok az şeyden biridir. Eyvallah.

    Teşekkürler.
    Oda, daha nelerini gösterecek bize Zoro'nun, bu hiç bir şey değil. :D
     
  10. Tensei Lord Orochimaru

    Tensei (Lord Orochimaru)
    Mesaj Sayısı 3,914
    Üyelik Tarihi19 Ağu 2010
    Yazıyı okuduktan sonra , Zoro nicki ile giriş yapmaya çalıştım uzun süre :D (diyorum ne oluyor ? :S )
    Bu forumda belki Zoroyu sevmeyen bir ben vardırım :artiz:
    Yazıyı okuduktan sonra sempati duymaya başladım ( ama yemezler ! bunlar hep zoro fanlarının oyunu gelmem ! )
    Öhm .. ! Herneyse , Handikap olayını iyi belirtmişsin gerçekten ilginç bir veri.
    Zoroyu nedense bir kılıç Ustası olarak göremiyorum bunu açıklıyayım ;
    Katananın özünü bulduğunu sanmıyorum , daha öncede belirtmiştim.
    Kuina/Tashigi - Kılıç Ustası
    Zoro - Kılıç Kullanıcısı :artiz:
    İlk Dojoya geldiğinde , elinde tutabildiği kadar kılıç alması onları sadece savaş ve zafer için kullanması doğru gelmiyor.
    Hep kan dökme , daha iyi bir kılıca sahip olma isteği var !
    Kılıçları sopa gibi "güç" temelli kullanıyor tekniğini ve özünü benimsediğini sanmıyorum .
    Kılıçları , sadece "güç" temelli olarak çalışması bir sahnede kütür kütür oduna çalması ...
    Tabi benim düşüncelerim bu !

    Ayriyetten , yazı çok güzel olmuş ellerine sağlık fakat senin yüzünden hobilerimi askıya aldım ! :D
     

Bu Sayfayı Paylaş

Konuyu Okuyanlar (Üye: 0, Ziyaretçi: 0)

Yukarı Çık